Angel Force

Müziğin Coşturan Gücü
Selim Ali Yeniçeri'nin kurduğu Angel Force, GRRROWL! – Farkındalıktan Eyleme Geçiş Sistemi'nin müzikal ruhunu temsil eder.
Sisteme eşlik eden dört özgün albüm, farklı müzik türleri ve duygusal atmosferlerle kendi hayatınızın filmini yaşarken soundtrack'ini de dinliyormuşsunuz gibi hissetmeniz için tasarlandı.
Çünkü GRRROWL! yolculuğunda müzik yalnızca dinlediğiniz bir şey değildir. Bazen cesaretinizi uyandırır, bazen kendinizle yüzleşmenize eşlik eder, bazen de yeni bir başlangıcın coşkusunu hissettirir.
Hikâye sizin. Başrol sizin. Müziği bizden.

2026 yılının başlarıydı.
Selim Ali Yeniçeri, yıllardır zihninde taşıdığı müziği daha fazla erteleyemeyeceğini fark etti. Elinde onlarca demo, yarım kalmış fikir ve henüz notaya bile dökülmemiş melodiler vardı.
Ama aslında hikâye 2026'da başlamamıştı.
Angel Force adı ilk kez 36 yıl önce bir prova odasının duvarları arasında yankılanmıştı.
Selim henüz 18 yaşındayken kurduğu ilk Angel Force kadrosunda Altuğ Şengezer bas gitarı, Sümer Pasin davulları üstleniyordu. Yıllar sonra Selim'le farklı projelerde yeniden müzik yapan Ali Murat Karaaslan da grubun hikâyesine
fahri ikinci gitarist olarak katılacaktı.
Hayat araya girdi.
Yollar ayrıldı.
Yıllar geçti.
Ama bazı şeyler insanın içinde sona ermez. Yalnızca doğru zamanı bekler.
Ve 2026'da Selim'in kafasındaki müzik artık 18 yaşındaki halinden
çok daha farklı bir yere ulaşmıştı.
Ney ile distortion'ın...
Tasavvuf ile metalin...
Dua ile isyanın...
Yenilgi ile dirilişin...
Aynı şarkıda yaşayabileceğine ve bu şarkıların insanlara
unuttukları bir şeyi hatırlatabileceğine inanıyordu.
Angel Force yeniden kurulacaktı. Ama eski Angel Force'u taklit ederek değil.
Kaldığı yerden değil, vardığı yerden devam ederek.
Önce Kaan geldi.
Ardından Umay.
Daha sonra Saye.
En son da Bora.
Ve böylece, 34 yıl sonra Angel Force yeniden bir prova odasındaydı.
O ilk provada içlerinde en heyecanlı olan muhtemelen Selim'di. Diğer dördü için o gün yeni bir grubun ilk provasıydı. Onun içinse biraz daha fazlası vardı:
18 yaşında yüreğine verdiği söz, onyıllar sonra yeniden karşısında duruyordu.
Belki de bu yüzden ilk çaldıkları şarkının adının Yemin olması
sonradan biraz manidar gelecekti.
İyi miydi?
Kusursuz değildi.
İlk provalar zaten nadiren kusursuz olur.
Ama şarkı bittiğinde odadaki herkesin yüzünde aşağı yukarı aynı ifade vardı:
“Burada bir şey var.”
Henüz hiçbiri o “şey”in adını koyamıyordu.
Daha sonra bunun hakkında konuştuklarında, hepsinin o ilk günlerde birbirine çok benzeyen tuhaf bir duygu yaşadığı ortaya çıkacaktı:
Sanki yıllardır birbirlerinden habersiz yürümüş beş insan, gecikmiş bir randevuya nihayet yetişmiş gibiydi.
Birkaç hafta sonra ilk kez Söz Verdim Yüreğime'yi birlikte çaldılar.
Şarkının son notası da havaya karıştıktan sonra
prova odasını kısa bir sessizlik kapladı.
Sessizliği bozan kişi Kaan oldu.
Bir süre düşündükten sonra şöyle dediği rivayet edilir:
“Bir şey fark ettiniz mi? Bu şarkılar insana unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor.
Sadece sözler de değil... Müziğin kendisi yapıyor bunu.”
İşte o anda aslında bir şeyi anlamaya başladılar:
Angel Force, insanlara yeni bir şey göstermek için değil;
zaten bildikleri ama unuttukları bir şeyi hatırlatmak için vardı:
Umudu...
Hayal gücünü...
Sevgiyi ve sorumluluğu...
Müziğin insan ruhuna dokunma ve onu yeniden ayağa kaldırma gücünü...
Çocuklukta dinlenen masalları...
İnsanın kendisine, yüreğine verdiği
ama araya giren hayat yüzünden tutamadığı sözleri...
Ve belki de en önemlisi...
Büyüdükçe birbirinden ayırmayı öğrendiğimiz hayallerle gerçekliğin,
sandığımız kadar uzak olmadığını.
Çünkü bazen bir şarkı sadece bir şarkı değildir.
Bazen bir hikâye sadece bir hikâye değildir.
Ve bazen insanın yeniden ayağa kalkabilmesi için ihtiyaç duyduğu şey,
ona ne yapması gerektiğinin söylenmesi değil;
bir zamanlar mümkün olduğuna bütün kalbiyle inandığı şeyleri
yeniden hatırlamasıdır.
Bu yüzden hikâyemizi yazmak önemlidir.
Ama insanın kendi hikâyesini sevmesi, daha da önemlidir.
Çünkü hiçbir hikâye sonsuza dek sürmez.
Ama iyi anlatılmış bir hikâye, insanın ruhunda yaşamaya devam eder.